BULANIK MANTIK
Tansu KÜÇÜKÖNCÜ
Çanakkale OnSekiz Mart Üniversitesi,
Bilgisayar Mühendisliği Bölümü
Diyelim ki
kanarya, kartal, tavuk, penguen, ve yarasadan bahsediyoruz. ‘A’, bunlardan her
hangi birisinin yerini tutacak şekilde, söze “A bir kuştur” diye başlıyoruz.
İlk bakışta bu ifademiz hepsi için doğruymuş gibi görünebilir. Bu ifademizi
yanlış bulup rahatsızlık hissedenler de çıkacaktır. Çünkü, kanarya, kartal, ve
yarasa uçabilirler, fakat tavuk ancak bir kaç metre uçabilir. Penguense yüzmeyi
tercih eder. Yarasa memelidir, doğurarak ürer, diğer hepsi yumurtlar. Kanarya
ve kartal için bu cümle, diğerleri için olduğuna göre, daha doğru
görünmektedir. Bu hayvanların her biri için bu cümle farklı derecelerde doğru
gibi görünmektedir.
Şu
kıyaslamaya bakalım :
Socrates bir insandır.
Tüm insanlar ölümlüdür.
------------------------
Öyleyse, Socrates ölümlüdür.
Bunu
aşağıdaki gibi değiştirelim:
Socrates çok sağlıklıdır.
Sağlıklı insanlar çok uzun zaman
yaşarlar.
----------------------------------
Öyleyse, Socrates çok uzun zaman
yaşayacaktır,
Bunu klasik mantıklarla ifade etmek kolay değildir.
Üstelik, klasik mantık (‘doğru’ ve ‘yanlış’tan oluşan iki-değerli)
sistemlerinin çoğu, bu tür cümleleri ilgi alanlarının dışında bırakırlar. Fakat
bu tür cümleleri ve kıyaslamaları günlük yaşantımızda çok sıklıkla kullanırız.
Bu yazının
amacı, sizlere, bunlara benzer ve belirsizlik içeren diğer cümlelerden
çıkarımlar yapmakta, diğer bir deyişle ‘yaklaşımsal nedenselleme’de
(‘yaklaşımsal akıl yürütme’ de diyebiliriz), kullanılan mantık türlerinden
birisi olan “bulanık mantık”ı (fuzzy logic) tanıtmak.
Bulanık
mantık kullanan sistemlerle metroların işleyisi kontrol ediliyor,
televizyonların alıcıları ayarlanıyor, bilgisayar disklerinin kafaları kontrol
ediliyor, kameralar görüntüye odaklanıyor, klimalar, çamaşır makinaları,
elektrikli süpürgeler ayarlanıyor, buzdolaplarının buzlanması engelleniyor,
asansörler ve trafik lambaları programlanıyor, otomobillerin motorları,
süspansiyonları, emniyet firen sistemleri kontrol ediliyor, füzeler, çimento
karıştırıcılar kontrol ediliyor, robot kolları yönlendiriliyor, karakterler,
nesneler tanınıyor, golf kulüpleri seçiliyor, hatta çiçek düzenlemesi
yapılıyor.
Bulanık
sistemler, eğitilebilir dinamik sistemlerdir. Bir fonksiyonu, çıktıların
girdilere ne şekilde bağlı olduğunun matematiksel modelini bilmeksizin tahmin
ederler. Sayısal, bazen dilsel örnek verilerden “deney yoluyla” öğrenirler.
Uyarlanabilir bulanık sistemler, karmaşık süreçleri kontrol etmeyi, neredeyse
bizler gibi öğrenebilirler.
BULANIKLIK
KAVRAMI
"Atahan
uzun bir çocuktur". "Elif güzel bir kızdır". "100, 1’den çok daha büyük bir sayıdır".
"Bu yaprak kırmızıdır". Bunlar, klasik mantık sistemleriyle
doğruluğundan söz edilebilmesi güç cümlelerdir. Çünkü ‘uzun’, ‘güzel’, ‘büyük’,
ve hatta ‘çok daha’, açık bir şekilde tanımlanmamış, belirsizlik içeren
sözcüklerdir. Fakat, bu şekilde açıkça tanımlanmamış kavramlar insanın
düşünmesinde önemli rol oynarlar. İnsan nedensellemesinin gücü ve özü, bu tür
belirsizlik içeren kavramları, doğrudan kavrayabilmesi ve kullanabilmesinde
yatar.
Klasik
mantık sistemleri, sadece belirli koşullarda oluşan, kesin doğruluk değerleri
‘doğru’ ya da ‘yanlış’tan birisine sahip önermelerle ilgilenirler.
Belirsizlikle ilgilenmezler. Öyleyse, bu tür cümlelere, akılcı doğruluk
değerleri nasıl verebiliriz ?
Yanıtı,
sürekli veya dereceli biçimde bir doğruluk, yani ‘bulanık’ doğruluk kavramını
kullanmak. Bulanık doğruluk kavramı, sıradan doğruluk kavramıyla benzerlikler
gösterir, fakat daha geneldir, ve uygulama alanı daha geniştir, belirsizliğin,
doğruluk ölçütünün keskin bir şekilde tanımlanmamasından kaynaklanan
durumlardaki problemlerle uğraşmak için doğal bir yol sağlar.
Matematiksel
olarak ‘bulanıklık’, ‘çok-değerlilik’ demektir, ve kökenleri, kuvantum
mekaniğindeki “Heisenberg’in konum-momentum belirsizliği ilkesine dayanır (Bu
ünlü ilke der ki, bir elektronu gözlerken, konumunu ve hızını aynı anda doğru
olarak belirlemek mümkün değildir. Bu iki niceliği aynı anda ölçerken yapılacak
hatalar, kabul edilebilir sınırlara çekilemez). Üç değerli bulanıklık,
‘doğruluk’, ‘yanlışlık’, ve ‘belirlenemezlik’e ya da ‘varlık’, ‘yokluk’, ve
‘belirsizlik’e karşılık gelir. Çok-değerli bulanıklık, belirlenemezlik ya da
belirsizliğin derecelerine, olay ya da ilişkilerin kısmi oluşlarına karşılık
gelir.
KISA BIR TARİHÇE
Mantıksal
paradokslar ve Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, 1920’ler ve 1930’larda çok
değerli mantık sistemlerinin gelişmesine yol açtı. Kuvantum teorisyenleri, iki
değerli mantık sistemlerinin ‘doğru’ ve ‘yanlış’tan oluşan değer kümesine, bir
üçüncü veya orta doğruluk değeri ekleyerek ‘belirlenemezlik’in ifade
edilebilmesine imkan sağladılar. Bundan sonraki aşamada, ‘doğru’ ve ‘yanlış’,
‘belirlenemezlik’ tayfının sınır koşulları olarak görülüp belirlenemezlik
derecelendirildi.
Heisenberg’in
belirsizlik ilkesi, ‘belirlenemezlik’inin sürekliliğiyle, bilimi çok
değerliliğe zorladı. Pek az batılı filozof çok değerliliği benimsemesine
rağmen, Lukasiewicz, Gödel, ve Black,
ilk çok-değerli ya da bulanık mantık ve küme sistemlerini geliştirdiler.
1930’ların
başlarında Polonyalı mantıkçı Jan Lukasiewicz ilk üç-değerli mantık sistemini
geliştirdi. Lukaziewicz, daha sonra doğruluk değerlerinin kümesini tüm sayılara
genelleştirdi.
1930’larda
kuvantum filozofu Max Black, sürekli değerlere sahip mantığı, eleman düzeyinde
kümelere uyguladı. Black, bulanık-küme üyelik fonksiyonlarından bahseden ilk
kişi oldu. Black, ifade etmeye çalıştığı yapılardaki belirsizliği ‘müphemlik’
olarak adlandırdı. Zadeh’in bulanık-küme teorisinin aksine, Black’in çok
değerli kümelerindeki her bir eleman, sürekli değerlere sahip bir mantık
çerçevesinde ele alınan bir cümleyle eş-değerdi.
1965’te
Azeri kökenli sistem bilimci Lotfi Zadeh, bir çok-değerli küme teorisi
geliştirdi, ve ‘bulanık’ kelimesini teknik terimlere dahil etti.
BULANIK MANTIK
Mantık,
antik çağdan günümüze dek gelişmeler gösterdi (1). Kendini zamanın gereklerine
uydurmaya çalıştı. Bulanık mantık, onun gelişimindeki son aşamalardan
birisidir.
Klasik
mantıklarda, bir önerme (2) ya ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ olarak kabul edilir.
Üçüncü bir durumun gerçekleşmesinin imkansız olduğu varsayılır, ve çoğu zaman
bu tür durumlar ‘paradoks’ olarak adlandırılır. Diğer bir deyişle, doğruluk,
önermeleri, {Yanlış, Doğru}, veya sayısal olarak {0, 1} (3), kümesinin
elemanlarıyla ilişkilendiren bir küme olarak görülebilir.
Bulanık
mantığın ardındaki temel fikir, bir önermenin ‘doğru’, ‘yanlış’, ‘çok doğru’,
‘çok yanlış’, ‘çok çok doğru’, ‘çok çok yanlış’, ‘yaklaşık olarak doğru’,
‘yaklaşık olarak yanlış’, v.b. gibi, olabileceğidir. Diğer bir deyişle,
doğruluk, önermelerle, klasik yanlış ve doğru arasındaki sonsuz sayıdaki
doğruluk değerlerini içeren bir kümedeki değerler, ya da sayısal olarak [0, 1]
(4) gerçel sayı aralığıyla ilişkilendiren bir fonksiyondur (5). Bu, Zadeh’in
bulanık kümeler üzerindeki ilk çalışmasının bir sonucudur. Mantık ve kümeler
arasındaki ilişkiden biraz ileride bahsedilecektir.
Bulanık
mantığı tanımlamanın belki de en basit yolu, yaklaşımsal nedensellemenin bir
mantığı olduğunu söylemektir. Belirleyici özellikleri :
a. ‘doğru,
çok doğru, az çok doğru, daha doğru, doğru değil, yanlış, çok doğru değil, ve
çok yanlış’ gibi sözel olarak ifade edilen (ya da sayısal olarak [0,1] gerçel
sayı aralığında yer alan) doğruluk değerlerine sahip oluşu (bu, belirsizlik
içeren doğruluk tablolarını da beraberinde getirir), ve
b. geçerliliği kesin değil, fakat yaklaşık
olan çıkarım kurallarına sahip oluşudur.
Bunlardan
dolayı, bulanık mantık, klasik Aristo mantığından tümevarımsal mantıklara,
küme-değerli doğruluk değerlerine sahip çok değerli mantıklara, diğer mantık
sistemlerinden belirgin bir şekilde ayrılır.
Bulanık
mantığın doğruluk tabloları, ve çıkarım kuralları
a. belirsizlik içerir, ve
b. ‘doğru’ ve ‘yanlış’a yüklenen anlamlara
olduğu kadar, bu anlamları güçlendirmek ya da zayıflatmakta kullanılan ‘çok,
oldukça, daha çok, daha az’ gibi niceleyicilere yüklenen anlamlara da bağlıdır.
Nedensellemede,
ağırlıklı olarak çıkarımlardan yararlanılır. |=>, bir tür koşullu önerme
bağlacı olsun. b, bir önerme ve a, onun koşulu olsun. ‘a |=> b’, ‘a ise b’
diye okunur, ve genel olarak, klasik mantık sistemlerinde a koşulunun
(önermesinin) doğru olması durumunda b önermesinin de doğru olacağına işaret
eder. Çok değerli mantıklarda, bu tür bir ilişkide a’nın doğruluk değerinin
b’nin doğruluk değeri üzerinde ne tür etki yaratacağının özel olarak
tanımlanması gerekir. Bulanık mantıkta, bu tür ilişkilere dayalı çıkarım
yapmak, örneğin v(.), parametresi olacak önerme ya da önermelerin doğruluk
değerini gösterecek şekilde, v(a)’yı ve v(a |=> b)’yi biliyorken, v(b)’nin
değerini bulmak, diğer çok-değerli mantıklarda olduğundan biraz daha
karmaşıktır. Yaklaşımsal çıkarım yaparken, doğrulukla, kesinliğin aynı
doğrultuda ilerleyeceğini görmek güç değildir. Koşula bağlı önermelerin
doğruluğu, daima koşullarının doğruluğundan daha az hassasiyete sahiptir.
TEMEL İŞLEMLER
Ayrışma (Veya)
: v(a V b) = en-büyük (v(a), v(b))
Birleşme (Ve) :
v(a b) = en-küçük (v(a), v(b))
Olumsuzlama (Değilleme) : v(~a) = 1 -
v(a)
burada, en-büyük ve en-küçük, sonuç olarak parametreleri
arasındaki en büyük ve en küçük değerleri veren fonksiyonlardır.
İki değerli
mantıklarda ‘değilleme’, ‘karşıt anlamlı olma’ya karşılık gelir. Bulanık
sistemlerde ‘doğru değil’ şeklindeki bir ifade, ‘yanlış’ anlamına gelmeyebilir.
Bazı durumlarda ‘doğru değil’i, ‘doğru’ya ‘yanlış’ın olduğundan daha yakın
olarak algılamak daha anlamlı olabilir.
Kolayca
görülebileceği gibi, değer kümesi, [0, 1] yerine {0, 1} alındığında bu
işlemlerden klasik mantıklardaki sonuçlar elde edilecektir.
En-büyük ve
en-küçük fonksiyonlarının kullanımının uygunluğu 1973’te Bellman ve Giertz
tarafından gösterilmiştir. Fung ve Fu ise 1975’te en-büyük ve en-küçük’ün tek
olası işlemler olabileceğini bulmuştur. Matematiksel olarak doğrulanmasının
yanında, en-büyük ve en-küçük fonksiyonlarının etkisi, insan nedensellemesinin
nasıl olduğunu da ifade ediyor görünmektedir. n tane, derecelendirilmiş
doğruluk değerlerine sahip önerme olsun. Her hangi bir kimsenin bunları
kullanarak akıl yürüteceğini varsayın. Bunların hepsi ‘veya’ bağlacıyla bağlı olduğunda,
doğruluk durumuna olabildiğince yakın olmak isteyecek, ve bu yüzden bu
önermeler gurubunun ortak doğruluk değeri olarak, önermeler içinde doğruluk
değeri en yüksek olanınkini seçecektir. Bunların hepsi ‘ve’ bağlacıyla bağlı
olduğundaysa, en kötü durumu bilmek isteyecektir, bu yüzden bu önermeler
gurubunun ortak doğruluk değeri olarak, önermeler içinde doğruluk değeri en
düşük olanınkini seçecektir.
Diğer
mantık teorilerinde geçerli olan işlemler, bulanık mantık için de geçerlidir.
Bulanık mantığı, diğer mantık sistemlerinden ayıran önemli özelliklerden
birisi, ‘dışlanmış orta kanunu’ ve ‘çelişmezlik ilkesi’ olarak adlandırılan, ve
v(a V ~a) =
Doğru , ve v(a ~a) = Yanlış
şeklinde ifade edilen, diğer mantık sistemleri için
oldukça önemli olan, hatta temel kural denebilecek, iki özelliğin, bulanık
mantık için geçerli olmamasıdır. Bulanık mantıkta
v(a V ~a)
!= Doğru , ve v(a ~a) != Yanlış
olur. Burada ‘!=‘, 'eşit değildir' demektir. Bunu sözlü
olarak şöyle ifade edebiliriz; bulanık mantıkta ‘bir önerme ya doğrudur ya da
yanlıştır’ diyemezsiniz, aynı zamanda ‘bir önerme aynı zamanda hem doğru hem
yanlış olamaz’ da diyemezsiniz. Bu, doğruluğun çok değerli oluşundan ve bu
çerçevede ‘V ve ‘ bağlaçlarına yüklenen anlamdan
kaynaklanmaktadır.
Bulanıklık,
bir önermeyle (a), ‘değili’ (~a) arasındaki belirsizlikten kaynaklanır. Eğer
v(a)’yı kesin olarak bilmiyorsak, v(~a)’yı de kesin olarak bilmiyoruz demektir.
Bu belirsizlik, çelişmezlik ilkesini ihlal edip ‘v(a ~a) != Yanlış’ olmasına, aynı zamanda
dışlanmış orta kuralını ihlal edip ‘v(a V ~a) != Doğru’ olmasına yol açar.
MANTIK ve KÜME KURAMLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
Mantık,
matematik aracılığıyla, felsefe ile diğer bilimler arasında güçlü bir bağ
sağlar.
Günümüzde
matematikte genel olarak üç temel görüşün etkin olduğu kabul edilir :
‘sezgiselci’, ‘biçimselci’, ve ‘mantıkçı’ görüşler. Mantıkçı görüşün savı,
matematiğin mantığın bir dalı olduğudur. Matematiksel kavramlar, mantıksal
kavramlarla ifade edilebilir, ve matematiğin tüm kuramları, mantığın kuramları
olarak türetilebilir.
Küme kuramı
(6), aritmatiğin (7) ve mantığın temellerini oluşturur, hatta matematik ve
biçimsel nedensellemenin en önemli kısmını oluşturduğu bile söylenebilir. Bu
yüzden, temel küme işlemleriyle (‘birleşme’ ve ‘kesişme’), temel mantıksal
işlemler (‘veya’ ve ‘ve’ bağlaçları) arasında sıkı bir bağ vardır. Mantıkçılar
arasında önermeler için doğruluk koşullarını küme kuramı terimleriyle ifade
etmek yaygındır.
"Socrates bir insandır"
önermesini ele alalım. ‘İnsan’, belli özellikleri taşıyan bazı varlıklar, yani
bir küme, için ortak bir isimdir. Böylece "Socrates bir insandır"
önermesi doğrudur demek, "Soctares insan olarak adlandırılan kümenin bir
elemanıdır" demeye denktir.
BULANIK
KÜMELER
Bulanık
küme kavramı, Zadeh’in, klasik sistem
kuramının matematiksel yöntemlerinin gerçek dünyadaki pek çok sistemle,
özellikle insanları içeren kısmen karmaşık sistemlerle, uğraşırken yetersiz
kalmasından hoşnut kalmayışından doğdu.
Zadeh,
‘uzun, kırmızı, durağan’ gibi yüklemlerin ikili üyelik fonksiyonuyla ifade
edilen klasik kümeler yerine, dereceli üyelik fonksiyonuyla ifade edilen
bulanık kümeler tanımlamasını önerdi.
Bulanık
küme kuramı, ‘belirsizlik’in bir tür biçimlenişi, formüllendirilmesidir. Bir
çeşit çok-değerli küme kuramıdır. Fakat işlemleri, diğer küme
kuramlarınınkilerden farklılıklar gösterir.
Kümedeki
her bir birey, çift-değerli küme kuramlarında olduğu gibi ‘üye’ ya da ‘üye
değil’ olarak değil, bir dereceye kadar üye olarak görülür. Örneğin, 1.90 m.
boyundaki bir adam ‘uzun adamlar’ kümesinin bir üyesidir. 2.00 m. boyundaki bir
adam ve 2.10 m. boyundaki bir adam da öyle. Bazı amaçlar için, onları bu
kümenin ‘üyesi’ ya da ‘üyesi değil’ şeklinde sınıflandırmak yeterli
olmayabilir. Bu gibi durumlarda, onların üyelik değerlerini, dereceli olarak,
boylarına göre tanımlamak uygun olabilir.
‘Bulanık
küme’ kavramı, hassasiyetin arttırılması açısından, klasik kümelerinkine göre
daha uygun olan yeni bir araç sağlıyor olarak görülebilir. Getirdiği yaklaşım,
klasik küme kuramlarında kullanılan üyelik kavramını bir kenara bırakıp yerine
tamamen yenisini koymak değil, iki-değerli üyeliği çok-değerliliğe taşıyarak
genellemesini yapmaktır.
BULANIKLIĞIN
ÖLÇÜLMESI
Bulanık bir
önerme, ne kadar bulanıktır ? Çeşitli yazarlar, bulanık bir önermenin
bulanıklığını ölçmek için sayısal ölçütler ileri sürmüşlerdir. Bulanıklığın
derecesi, verilmiş bir kümeye neyin üye olup neyin olmayacağını belirlemekteki
güçlükte yatar. Bulanıklığın ölçütleri, v(a) ve v(~a)’nın değerini aynı anda
bulmaya çalışırlar.
Bir d
bulanıklık ölçütü, bulanık bir B evreninden [0, 1] gerçel sayı aralığına bir
eşleştirmedir. Bu eşleştirme şu özellikleri sağlamalıdır.
1.
d(a) = 0, sadece ve sadece a, B’de sıradan bir fonksiyonsa;
2. d(a) en büyüktür, sadece ve sadece v(a) = 1/2, a B ise;
3. d(a) = d(~a), (~a de en az a kadar
bulanıktır).
Bulanıklığın en yaygın ölçütlerinden
birisi, ‘entropi’dir. Entropi, bir sistem ya da mesajdaki belirsizliği ölçer.
Bu da bulanıklığa denktir. Bir a önermesi, doğruluk değeri ‘doğru’ (1) ya da
‘yanlış’a (0) eşit değilse bulanıktır, aksi taktirde açık ve seçiktir. a’nın
entropisi, E(a), genelde 0’la 1 arasında değişir. Bir birbirinden bağımsız
önermeler kümesiyle tanımlanan bir olay için, bu önermelerin birbirine dik
(ortogonal) olduğunu varsayarak, önermelerin doğruluk değerlerinden
oluşturulmuş bir uzay düşünün. Oluşan şekil bir hiper-küp olarak adlandırılır.
Bu hiper-kübün bir köşesi, tüm önermelerin ‘yanlış’ı, diğer köşeler ise, her
bir önermenin ‘doğru’larıdır. Böyle bir durumda, köşeler açık ve seçiktir,
bulanık olmayan önermeler belirsizlik içermediği için ‘0’ entropiye
sahiptirler. Hiper-kübün geri kalan her yeri belirsizdir. Belirsizlik,
hiper-kübün en ortasında, en büyüktür; rakamsal olarak genelde ‘1’le ifade
edilir. Böyle geometrik bir yaklaşım, bulanıklığın derecesinin hesaplanmasını
kolaylaştırır.
Bulanıklığın
derecesini ifade etmek için, niceliksel bir ölçüt yerine, Kaufman’ın 1975’te
önerdiği gibi, niteliksel bir yaklaşım da kullanılabilir. Bu şekilde bulanık
kümeler, ‘biraz bulanık’, ‘hemen hemen kesin’, ‘çok bulanık’ gibi başlıklar
altında kabaca sınıflandırılabilir.
BULANIKLIK
ve RASGELELİĞİN KIYASLAMASI
Belirsizlik,
rasgelelikle aynı şey midir ? İstatistik ve olasılık eğitimi almış pek çok
kimse öyle olduğuna inanır. Özellikle, olasılığı, bir sıklık ya da diğer
sınanabilir bir yığın olarak görmeyip, bilginin öznel bir durumu olarak gören
Bayesçi istatistikçiler, bu iddiayı savunurlar.
Rasgelelik,
hem kavramsal hem teorik olarak farklıdır. Fakat, aynı zamanda benzer yanları
da vardır. Her iki kavram da belirsizliği, [0,1] birim aralığındaki gerçel
sayılarla ifade etmek için kullanılır. Her iki sistemde de önermeleri
ilişkilendirmekte benzer bağlaçlar kullanılır. İkisi arasındaki temel fark, bir
a önermesiyle, onun ‘değil’i ~a’nın bir arada bulundukları durumlara
yaklaşımlarında yatar. Klasik mantık teorileri, ‘v(a ~a) = Yanlış’ olduğunu şart koşarlar.
Olasılıkçı mantık teorileri buna uyar :
P(a ~a) = v(a ~a) = P(Yanlış) = 0.
Burada P, bir önermenin doğru olma olasılığıdır. Bu yüzden a ~a, olasılıksal olarak imkansız bir olayı ifade etmektedir.
Fakat, bulanıklık, ‘v(a ~a) != Yanlış’ olduğunda başlar.
Bulanıklık,
olaydaki belirsizliği ifade eder. Bir olayın olup olmadığını değil, hangi
dereceye kadar olduğunu ölçer. Rasgelelik, olayın oluşundaki kesin olmayışlığı
ifade eder. Bir olayın olup olmadığı rasgeledir, yani olay olabilir de
olmayabilir de. Hangi dereceye kadar olduğuysa bulanıklıktır. Bulanıklık, genel
olarak ‘gerekirlik’ (deterministik) olmasına rağmen, rasgelelik tahminseldir
(stokastik).
Araçların park
etmesi için ayrılmış bir yerde, çizgilerle birbirinden ayrılmış park
yerlerinden birisine park etmeye çalıştığınızı varsayın. Park yerlerinden her
hangi birisine belli bir olasılıkla park edebilirsiniz. Aracınız, park
yerlerinden birisini işgal edecek, diğerlerine taşmayacaktır. Bu rakamsal
olasılık, önceki tekrarlanmışlık bilgisini ya da aracınızın bulunacağı park
yeri bilgisini özetleyen Bayesçi zihinsel durumu yansıtır. Bir seçenek olarak,
aracınızı tüm park yerlerini belli derecede işgal edecek şekilde de park
edebilirsiniz. Uygulamada, park yerlerinin çoğunu ‘sıfır’ derecede işgal
edecektir. Neticede, [0,1] gerçel aralığındaki sayıları, park yerlerinin her
bir derecede kısmen işgal edilmesinin olasılıklarını, yani bulanık olayların
olasılıklarını, bulmak için kullanabiliriz.
Bulanıklık, bir tür gerekirlik
(deterministik) belirsizliktir. Belirsizlik, fiziksel bir özellik olarak
görülebilir. Bulanıklığın aksine, olasılık, bilginin artmasıyla birlikte
ortadan kalkar.
PARADOKSLAR
ve BULANIK MANTIK
Temel
olarak, paradoks (ikircikli cümle), hem ‘doğru’ hem ‘yanlış’, ya da ne ‘doğru’
ne de ‘yanlış’ doğruluk değerine sahip bir önermedir.
'Sorites'
(bir tür nesneden pek çoğunun bir araya gelmesiyle oluşmuş bir yığın düşünün,
bu nesnelerden birisi eksilde bile yığın olarak kalmaya devam edecektir) ve
'falakros' (kel bir adam düşünün ki, bir tel saçı çıksa bile kel olarak adlandırılmaya
devam edecektir), gibi paradokslar ilk kez olarak antik Yunan’daki filozoflar
tarafından not edilmişlerdir.
Mantıksal
sistemler, paradokslarla ilgilenerken iki tür yol izlerler; ilki, onlardan
kaçınmaktır (onlara, o sistem içinde oluşmaları olanaksız olan özel durumlar
olarak davranarak), diğeri onlara doğruluk değerleri vermektir. Bulanık mantık,
ikinci yolu tercih eder.
Doğruluk
değeri atamak açısından bakıldığında, paradokslar, temel olarak iki gurup
altında toplanabilirler :
a.
Russell'ın berberi, Giritli yalancı, bir yüzünde “öbür yüzde yazan cümle
doğrudur”, öbür yüzündeyse “öbür yüzde yazan cümle yanlıştır” yazan kart
örneklerinde olduğu gibi, üçüncü bir doğruluk değerinin yeterli olduğu
paradokslar,
b.
Yukarıdaki ‘yığın’ ve ‘kel adam’ örneklerinde olduğu gibi, üçten daha fazla
doğruluk değerlerine gereksinim duyulan paradokslar.
(a)’daki
paradokslar, (b)’dekilerden daha tehlikelidir. Hepsi aynı biçimdedir. Bir a
önermesiyle, onun değili ~a, aynı doğruluk değerine sahiptirler, yani v(a) =
v(~a). Bu çelişmezlik ilkesi ve dışlanmış orta kuralını ihlal eder (v(a) = 1 -
v(~a), and v(~a) = 1 - v(a)). Fakat bulanık mantıktaki ifade şekliyle :
v(a) = 1 - v(~a), and v(~a) = 1 - v(a) dir,
böylece v(a) = v(~a) = 1/2. Böylece, paradokslar yarı-doğrulara
indirgenmiş olurlar.
Bulanıklık, aynı
zamanda (b)’deki gurupta yer alan paradokslara da çözüm getirir. Örnek olarak,
bir kum yığınını düşünün. İçinden bir kum tanesini alacak olursak, hala bir kum
yığını olarak kalır mı (Sorites tipi paradoks) ? Peki ya iki kum tanesini
alacak olursak ? Ya üç
kum tanesini ? Birden bire değil, fakat dereceli bir şekilde, bir şeyden
(yığından) onun tersi bir şeye (yığın olmayana) geçiş olmaktadır. Burada
karşımıza çıkan derecelendirilmiş doğruluktur. a’dan ~a’ya bir yol hayal edin.
Her bir kum tanesinin alınmasıyla, a’dan başlayıp, derece derece ~a’ya
yaklaşırız. Bu yol üzerinde, ‘bu hala bir yığın mıdır’ sorusunu “yığındır”,
“hemen hemen yığındır”, “neredeyse bir yığındır”, vb. şeklinde
yanıtlayabiliriz. Veya, “bu bir yığındır” önermesine ‘doğru’, ‘hemen hemen
doğru’, ‘neredeyse doğru’ gibi doğruluk değerleri atayabiliriz. Doğru olmanın
derecelerinin etkisi, “bu, 0.999 ya da 0.875 ya da 0.764 derecesinde bir
yığındır” gibi rakamsal değer içeren ifadelerle daha detaylı biçimde
verilebilir.
Notlar
(1) Mantıksal sistemler tarihsel gelişimi içinde genel
olarak aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir;
geleneksel
mantık : Aristo tasımı (ya da
mantığı)
klasik
mantık : 2-değerli cümleler/önermeler mantığı
genişletilmiş
mantıklar : kipler mantığı, zaman
mantığı, ahlak mantığı, bilgi-bilim
mantığı,
tercihler mantığı, emir kipi mantığı, sorulu mantık
aykırı mantıklar : çok değerli
mantıklar, sezgisel mantıklar, kuvantum mantıkları,
serbest
mantıklar
tümevarımsal mantık
(2) ‘Önerme’, genel olarak, beyan içeren bir cümlenin
(hangi dilde söylenmiş olursa olsun) özünde öne sürülenleri belirtmek
kullanılan bir terimdir. Düşünme eyleminin, ifade ediliş tarzı değil de,
içeriği olarak da görülebilir.
(3) Buna ‘değer kümesi’ denir.
(4) Bir ‘fonksiyon’, bir ‘tanım kümesi’ ve bir ‘değer
kümesi’yle birlikte anılır. Tanım kümesindeki nesnelerin, değer kümesindeki
nesnelerle ilişkilendirilmesini tanımlar.
(5) Aslında, bulanık kümeler için, herhangi bir gerçel
sayı aralığı, değer kümesi olarak kullanılabilir. Fakat, [0, 1] aralığının
hepsini temsil edebileceği varsayıldığı ve pratikte kullanımı daha kolay olduğu
için kullanılması tercih edilmektedir.
(6) Temel olarak, bir küme, genel olarak, benzer
özellikleri nedeniyle bir araya gelmiş ya da birlikte anılan nesneler olarak
tanımlanabilir. Kümelere ilişkin temel kavram ‘üyelik’tir. Klasik kümelerde
üyelik, ya hep ya hiçtir. Bulanık kümelerdeyse derecelidir.
Küme
teorisinin 1874’te Cantor'un Crelle's Journal isimli dergideki (Almanca)
makaleyle doğduğu kabul edilir. Küme teorisini aksiyomatikleştirmek için ilk
girişimde bulunanlardan birisi Frege’dir. Fakat oluşturduğu sistem, Russel
paradoksunun bulunmasının ardından çökmüştür. Daha sonra, güçlü bir aksiyomatik
yapıya sahip ilk küme teorisi, Russell paradoksundan kaçınmak için bir yol
öneren Zermaelo tarafından verilmiştir.
(7) Doğal sayılar, ‘boş küme’ ve ‘boş kümelerin kümeleri’
kullanılarak tanımlanır. Ardından, ‘toplama’ ve ‘çıkarma’ gibi işlemler, doğal
sayıları temsil eden kümeler arasındaki ‘birleşme’ ve ‘kesişme’ işlemleri
kullanılarak tanımlanır.
KAYNAKLAR
Baldwin, J.F., (1979), "Fuzzy Logic and Fuzzy
Reasoning", Int. J.Man-Machine St., 11, 465-480.
Dubois, D., Lang, J., Prade, H., (1991-b), "Fuzzy Sets in
Approximate Reasoning, Part 2 : Logical Approaches", Fuzzy Sets and Systems, 40, 203-244.
Fraenkel, A.A., (1966), Set Theory and Logic, Addison-Wesley
P.Co.
Gaines, B.R., (1976), "Foundations of Fuzzy
Reasoning", Int. J.Man-Machine Studies, 8, 623-668.
Haack, S., (1978), Philosophy of Logic, Cambridge Un. Press.
Johnson, P.E., (1972), A History of Set Theory, Prindle, Weber,
& Schmidt Inc.
Kosko, B., (1992), Neural Networks and Fuzzy Systems: A
Dynamical Systems Approach To Machine Intelligence, Prentice-Hall Int., Inc.
Lemmon, E.J., (1968), Introduction to Set Theory, Routledge
& Kegan Paul Ltd.
Pedryez, W., (1993), Fuzzy Control and Fuzzy Systems, Research
Studies Press Ltd., (2nd Ext. ed.),
John Wiley and Sons Inc.
Zadeh, L.A., (1965),
"Fuzzy Sets", Information
and Control, 8, 338-353.
Zadeh, L.A., (1973), "Outline of a New Approach to the
Analysis of Complex Systems and
Decision Processes", IEEE Trans. on Sys., Man, and Cybernetics, SMC-3, 28-44.
Zadeh, L.A., (1975-a),
"Fuzzy Logic and Approximate Reasoning", Synthese, 30, 407-428.